• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 8 °C

İBRAHİM BİN ETHEM HAZRETLERİNİN KİBRİYLE İMTİHANI

DR. Tunahan Kılıç

Kimileri çıktıkları makamın ağırlığını taşıyamazlar. Koltuklarından güç aldıklarını zannederler. Kimileri ise kibirden, böbürlenmekten dolayı insanlarla olan tüm iletişimini ve samimiyetini kaybederler.


Gururlanmanın, kibirlenmenin, üstünlük duymanın kötülüğünü belki de en güzel şekilde tasvir edecek, bir zâtın hikâyesini anlatmak istiyorum. Malumunuz üzerine bugünlerde siyasi arenada hareketli günler yaşanıyor.

Önümüzdeki günlerde 25.dönem milletvekilliği için yarışacak ve sonrasında mecliste bizleri temsil edecek önemli görevlerde sorumluluklar üstlenecek olanlar olacak. İbrahim Bin Ethem hazretlerinin bu imtihanını kendilerine yol edinirler diye ümid ediyoruz.

Uzun yıllar şan, şöhret içinde istediği her şeyi yapmış, sonra kendisini Allah yoluna adamış birisi. İsmi, İbrahim bin Ethem bin Mansur olup, künyesi Ebu İshak’tır. Nesebi Hazreti Ömer’e dayanır. Babası Ethem, Belh şehrinin hükümdarıydı. İbrahim bin Ethem ise, şehzade olup, köşklerde oturur, avlanmayı severdi. Her türlü imkâna sahip, her istediğini yer, her istediğini giyer, bütün emirleri hemen yapılırdı. Bir yola çıktığı zaman, kırk altın kalkanlı asker önünden, kırk altın gürzlü asker arkasından yürürdü. Her şeyi bırakıp, Allah Teâlâ’nın razı olduğu yola girdi. 14 yılda çölden Mekke’ye yürüdü. İbrahim Ethem, Allah’ın rızasını kazanabilmek için tek lokma haram boğazından geçirmedi. Helal kazanmak için zaman zaman da sırtında odun taşırdı.

İbrahim bin Ethem hazretleri, mağarada kalırken, insanlar onun hâlini anlamaya başladılar. Bu durumda, derhal mağarayı terk etti ve Mekke-i mükerremeye doğru yola çıktı. Sahrada giderken bir zât ile karşılaştı. O zât kendisine (İsm-i a`zam= Allah Teâla’nın en büyük ismini) öğretti. Bununla Allah Teâlâ’ya dua etti. Hızır aleyhisselâm ile görüştü. O, kendisine; “Sana ism-i a’zam’ı öğreten kimse, İlyas aleyhisselâm idi.” dedi ve çok sohbet ettiler. Daha sonra, İbrâhim bin Ethem’in Nişâbur’da ikâmet ettiği mağarayı ziyâret eden Şeyh Ebû Saîd isminde bir zât, hayret edip; “Sübhânallah! O ne mübârek bir zâtmış. Burada bulunması bereketiyle burası öyle güzel kokuyor ki, eğer mağarayı misk ile doldursalar öyle güzel kokmaz!” dedi.

İbrâhim bin Ethem Mekke-i Mükerremeye ulaşabilmek için sahrayı on dört senede kat edebildi. Bir müddet gidiyor, iki rekât namaz kılıyordu. Bu şekilde Mekke`ye ulaştı. Asıl meseleyi bundan sonra iyi idrak etmek gerekir. Zatın onca sene Allah’ı zikrederek aşıp geldiği mübarek topraklarda bir saniye bile gururlanması kendisinin nefsiyle nasıl imtihan olduğunu gösteriyor. Böyle bir zâtın gelmekte olduğunu, Harem-i şerifte bulunan âlimler haber aldılar ve kendisini karşılamak üzere yola çıktılar. Böyle zâtları karşılamak âdetleriydi. O ise, kimse beni tanımasın diye, bir kâfilenin önüne düşmüş geliyordu. Başka kimseler de kendisini karşılamak ve görmek istiyorlardı. Kâfilenin önünde bulunan İbrâhim bin Ethem’e yaklaşıp: Acaba İbrâhim bin Ethem yaklaştı mı? Harem-i şerîfin âlimleri kendisini karşılamaya geliyorlar da... Dediler. O ise, Bırakın o kötü kimseyi! Ondan ne istiyorsunuz? Buyurdu. O kimseler, İbrâhim bin Ethem’e öyle bir tokat vurdular ki, bir an durdu. Ve: “Sen öyle yüksek bir zâta nasıl kötü diyebilirsin. Böyle söylemekle asıl sen kötü oluyorsun.” Dediler. İbrâhim bin Ethem de; “İşte ben de aynı şeyi söylüyorum.” Buyurdu. Sonra onlar ayrılıp gittiği zaman, kendi nefsine gururlandığı için şöyle diyordu: “Sen ne kadar ahmaksın ve cüretlisin. Mekke âlimlerinin seni karşılamalarını mı arzu ediyorsun? Hâlbuki onlar mübârek ve muhterem zâtlardır. Böyle bir şeyi istemeye sen nasıl cesaret edebiliyorsun? Ama sen -tokat vurulmakla- sana asıl lâyık olana kavuştun. Sen vurmadın Allah vurdurdu! Der.

İşte Nuh Aleyhisselam, ölürken çocuklarına, “Şirk ile kibirden çok sakının” buyurması da bu konunun ehemmiyetini ortaya çıkarmaktadır.

Hz. Mevlana’nın sözleri ile bağlayalım konuyu.

Mevlânâ der ki: “Nefsini alçak gören kişi ne mutludur. Dağ gibi kendini üstün öğren kişinin de vay haline! Şunu iyi bil ki bu kibir, ululanma, kendini herkesten üstün görme hali, öldürücü bir zehirdir. Ahmaklar bu zehirli şarabı içerek sarhoş olurlar.”

Yüzde ısrar etme doksan da olur
İnsan dediğin noksan da olur
Sakın büyüklenme, yoksan da olur
Hatasız dost arayan, dosttan da olur.

İletişim Mail : kilic_tunahan@hotmail.com

Bu yazı toplam 469 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Kamu Personeli Alımı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.